DEĞİŞEREK ve GELİŞEREK

Bir dünya arıyoruz, umutların gerçeğe dönüştüğü ve içinde keyifle yaşanan. Bir dünya arıyoruz, beni bizle paylaştığımız. Sanallaşan hayatlarda somut değerler arıyoruz iyiden, güzelden, doğrudan, estetikten yana… ve savrulup giden zaman içinde sanata tutunuyoruz. Yüreğimizi, emeğimizi, alın terimizi, sanatsal kaygılarımızı bir heykelle görselleştirip zaman boşluğuna dikiyoruz, duygu anıtları gibi…

Serdar Kaynak, genç bir heykeltraş, O’da duygu anıtları yapıyor. Gençliğinin enerjisini, uzun yıllar sonunda ulaşılacak olgunluğa dönüştürebilmiş bir emekçi! Emekçi diyorum, çünkü heykel yaparken aynı zamanda bir taş işçisi olursunuz, bir marangoz, kaynakçı, kalıpçı ve dökümcü olursunuz. Sevgili Serdar enerjisi, azmi ve yüreği ile hepsini de başarılı bir şekilde yapıyor. O malzemelerin heykele dönüşen ve sanat yapan gizil gücüne tüm duygularını katıyor. Serdar “sanat metropollerde olur” olgusunu da aşmış bir heykeltraş. Bu topraklarda, Çorum’da yaşıyor ama; ülkemizin çeşitli yerlerindeki sanatsal etkinliklerde yer alıyor, sempozyumlara kabul ediliyor.

Sanatta madde-form-fonksiyon üçlüsünün bileşkesi önemli ve gereklidir. Serdar Kaynak, çalışmalarında maddenin doğasına sadık kalarak ve onları zorlamadan, düşsel gerçeklerden nesnel gerçeklere dönüştürüyor. Heykel de ne, niçin gerekiyorsa öyle dönüştürüyor.. Çalışmalarını isimlendirmesi de, kendisinin yaşam içinde ve karşısındaki, tavrının ipuçlarıdır.

Ve onlar; insandan, zamandan, tarihten yanadır belki de Hititlere uzanan…

Serdar Kaynak’ın heykellerinde, boşluk-doluluk ve biçim kontrastlıkları arasındaki denge güçlü bir ifadeye dönüşüyorlar. Dingin ama iç dinamizminden aldıkları enerjiyle, heykeller her an harekete geçecekmiş gibi görünüyorlar. Yerlerinde duramayan sevimli çocuklar gibi…

Çalışmalarının çoğunda, simetrik olmayan çözümlerle denge başarıyla kurulmuş olsa da, kimi çalışmalarında “klasik” akımın simetri kompozisyon anlayışı modernize edilerek kullanılmıştır. “uçmak istiyorum” isimli metal heykelinde olduğu gibi.. Bu heykel aynı zamanda organik (kuş), mekanik(uçak) zıtlıklarının bileşkesidir de… Kanatlardaki tüylerin tellere dönüşümü çağı da vurguluyor. Sanatçı aynı zamanda çağını yaşayan ve sorgulayan, duyarlı, sorumlu bir kişi de değil midir?

“Yaşamın sürekliliği, sanatın düşünsel yapısından ayrılarak madde ve enerjide sonsuza yayılan değişimin devamlılığıdır” diyen sevgili Serdar Kaynak, savrulup giden zaman içinde ve sanallaşan bir dünyada, soyut değerleri heykelleştiriyor, içinde bizi bulduğumuz; zamanla değişerek ve gelişerek…

                                                                                  

                                                                                                                                                        Bünyamin BALAMİR

                                                                                                                                                        Ağustos 2009

Makale