ÇORUM’DA HEYKEL YAPAN BİR SİMURG

Heykel yapana heykeltraş denir.

Bilmeyen var mı?

Serdar bir heykeltraş, heykeller yapar.

Serdar heykeli çoğunlukla Çorum’da yapar; yani taşrada yapar. Heykel geleneğinin bu kadar yüksek olduğu, unutulduğu / unutturulduğu Anadolu toprağında yapar.

Hititler diyarında;

Çağına, çağının veri ve sorunlarına gözünü dikip, içinden çıktığı toprakların birikimine sırtını yaslayıp heykel / ler yapar taşrada.

O’na Çorumlu bir Simurg diyebilir miyiz? Evet, elbette diyebiliriz. O, o topraklardan yetişmiş bir Simurg’dur, Çorumlu bir Simurg’dur. O’nun yaptığını her Çorumlu yapamaz.

ahlat ağacı... Kandilkaya...

(kandil çağrışımına dikkat lütfen; niye “kandil” kaya demişler ki...)

Serdar diyor ki; bana yazdığı bir mektubunda (bazen Kandilkaya’ya çıkarım, öyle şehri izlerim. Kıvamında, Behçet Necatigil’in “Allah’ın koyduğu yerde yıldızlar daima yalnızdır” dizelerini anımsarım, birden kendimi bu dizede bulur, düşünür, atölyeme geri dönerim ).

Şehre bakarken kendine, geçmişine, toprağın ve insanın birikimine, aktardıklarına bakan, yaşamın sürekliliğine ve sanatın bu sürekliliğinden doğan sonsuz bir arayış olduğuna inanan ve bilen bir sanatçının çın çın öten yalnızlığıdır bu.

Ahh çın çın öten yalnızlık... Yaratma eylemi içinde bulunan bir sanatçının doğurgan yalnızlığı...

İster metropolde ol, ister taşrada.

“Allahın koyduğu yerde yıldızlar daima yalnızdır”

Ama ne yalnızlık...

Öykünen insanı önemserim. Neye öykündüğünü önemserim. Bir sanatçının öykünmesinde merkeze kendini ne kadar koyduğunu daha çok önemserim.

Bedri Rahmi, “ boğa yılanı, tavşanı yuttuğunda ilk gözüken tavşandır; hazmettiğinde ise gözüken, tavşanı hazmetmiş boğa yılanıdır ” demez mi?

Anlayana...

Serdar hazmetme sürecini sonlandırıp bir boğa yılanı olarak geliyor metropolde sanat ortamına.

Her zaman şuna inandım, diyor. “ Nerede yaşadığınız değil, nasıl yaşadığınız önemlidir ” Bunun üstüne söylenecek başka bir şey yok. Bu hayatın anlamının yakalanması, tam da merkezinde kimlikli ve kişilikli bir duruştur.

İnsanı, zamanı, düşlerimi, hayatın değiştiği her anın içinden yakalıyorum.

Sonrası peşinden gitmek...

Yaşamın sürekliliği; madde ve enerjide sonsuza yayılan değişimin devamlılığıdır.

Sanatın süreci; imge boyutunda, yaşamın sürekliliğinden etkilenen “sonsuz arayış”ta ifadesini bulur.

Değişim; dış dünyaya, bir zorunluluk, bir eylem ve bir erek olarak yansır. diyor.

Buradan şöyle bir sonuca varıyor, “sanat” yaşamın sürekliliğinden etkilenen “değişim” denemeleridir.

İnsanın, zamanın ve hayatın anlamı değiştiği sürece, sanat; bilinen ve bilinmeyen tüm gerçeklerin kara deliğine saplanan bir “güç” olarak yaşamına ve değişimine devam eder.(mektuptan)

Serdar’ın heykel yaparken kullandığı malzemelere baktığımızda “mermeri, taşı, ahşabı, metali, bronzu” görürüz. Çoğu kez de bunları birlikte harmanlar. Sanki “Sanatçının hayatı ve onurlu dik duruşu ne kadar sert ve çetinse, yaratma eyleminde kullandığı malzeme de bu anlamda karşılığını bulur. Öz maddeyle buluşur, bir üsluba daha doğrusu bir üst dil’e dönüşür der gibidir.

Bakar mısınız, son yaptığı (sergilenen) heykellerinde hangi temaları görüyoruz?

“ fermuar, kapı, anahtar... ”

Heykelden bağımsız düşündüğünüzde bile size, açılıp / kapanma, giriş / çıkış, bir şeyi çözecek sihir, mekânları buluşturma ya da ayrıştırma vb. anımsatmıyor mu?

Ey sanat izleyicisi ya da alıcısı;

Bir sanatçının vardığı ‘dil’le birlikte bu temaları buluşturduğunuzda yepyeni dünyaların kapılarını aralayacaksınız. Heykelin kendisi ya da yekpare serginin kendisinin bir anahtara dönüştüğünü söyleyebiliriz. Size yeni kapılar açan bir anahtar.

“Son dönemlerde, bilinen somut objeleri insana çevirme ya da insanın objelere dönüşme halini sorguluyorum. Objelere yüklenen anlamlar, insan elinde, yaşamında ve zihninde yeni bir kurguya dönüşüyor. Bilinen obje-insan bütünlüğü, yaşam sürekliliği içinde yeni anlamlar oluşturuyor: İnsanoğlunun hayat içindeki duruşu ve soyut fikirler birlikteliği” (mektuptan)

Sanatta üretmek ‘...bazen göklere ya da sulara yazı yazmak kadar güç olabiliyor’diyor, Serdar.

Eee, sanatın kolay olduğunu kimse söylemedi. Vaad de etmedi.

Gökyüzüne ve sulara yazı yazmaya cesareti olanlar bu yola çıkabilir.

Sanat bir yol değil midir?

Yolculuğa yalnız çıkan sanatçıdır.

Sizi de davet eder gittiği yolda iz sürmeye, yolculuğu birlikte sürdürmeye.

Sanat bir yoldur.

Bu yol, Çorum’da heykel yapan bir Simurg’un yoludur...

 

 

İbrahim ÇİFTÇİOĞLU

Ekim 2010 / Datça

 

 

 

 

 

Makale