Çoğunluk Kaygısı

Çoğunluk Kaygısı sergisi, içgüdüsel olarak gelişmekte olan teknolojiyle gittikçe belirsizleşen ve öngörülemez geleceğimizin politik kurgusu üzerine odaklanan bir sergi. Her şeyde olduğu gibi, bugün, politikanın ve devletin de karşımızda duran biçimlerinin altında zamanımızın ruhu sibernetikle altyapıda sistem mühendisliği teknikleri çerçevesinde otomatikleşip dönüşümler geçirmesi söz konusu. Çok da uzak olmayan bir gelecekte devletin ve politikanın anlam ve yapısının tümden değişmiş olacağı bir yönetim tarzı sadece mümkün değil neredeyse kaçınılmaz gibi görünmekte. Yine de bu geleceği şu anda öngörebilmek imkânsız: Bu politik yapının insanın genetik kodlarına değin hükmeden mutlak bir totalitarizm mi yoksa arzularımız doğrultusunda her şeyin mümkün olduğu bir cennet mi ya da aynı anda uçlarda hem ütopya hem de distopyaların yaşandığı bir düzensizlik Araf’ı mı olacağını bilemiyoruz. Şu anda tam da alternatiflerimizi gözden geçirmemiz gereken bir noktadayız.

Çoğunluk Kaygısı sergisi merkezine, doğada hali hazırda var olan, organik kodların otomatik işleyişine dayanan iletişim biçimleriyle bir toplumsal yapı ve politik düzen oluşturan arıları alarak, bu politik düzeni yorumlayıp ütopyalar ve distopyalar uçurumunda kurgular yaratıyor. Aynı zamanda, dijital dünyanın kitch ve glitch estetiğine karşı bunların parıltılarını içine gömüp gerçekle yüzleşen bir şekilde dışına doğal, organik ve dinginliğe doymuş bir estetik çıkararak, bu kurguların ekosistemlerini birer eser olarak sunuyor. Sergi, bizi totaliter rejimlerin kök nedenine götürüp onların bir eleştirisini sunuyor.

Bu güne değin, politikayı sembolik dil ile temellendiriyorduk: retorik, gramer hatta sentaks. Çünkü Aristo'dan beri, konuşan bir hayvan olduğu için insanı politik bir hayvan olarak tanımlamıştık. Bu bağlamda hayvanları ve onların "politik" yaşamlarını ise; içeriden değil dışarıdan konum alarak, tüm aktivitelerini bir tür refleks anlamında kullandığımız ve onlar arasında hiçbir iletişimsel organizasyonu içselleştirmeyen "içgüdü" sözcüğüne sığdırarak, göz ardı ediyorduk. Ve politikayı sadece temsiller düzlemi olarak düşünüyorduk. Hâlbuki politika, hele ki kitleler söz konusu olduğunda sadece sembolik dil değil, tümüyle bir iletişim düzlemidir. Hayvanlar da bu bağlamda, kendi iletişim esasları çerçevesinde gayet politik bir düzlemdedir. Dahası sinyaller, veriler, kodlar dünyasında yaşadığımız bugün, iletişimin ve onun en etkili, güçlü biçiminin sembolik dille sınırlı olmadığını biliyoruz. Sembolik dil boyutundan sinyal, veri ve kod boyutuna geçtikçe kontrol niteliğinin yükseldiğini de biliyoruz. Bunu teknoloji toplumu çerçevesinde düşündüğümüzde, Gilles Deleuze'ün bu topluma doğrudan kontrol toplumu dediğini hatırlatabiliriz. Bunun yanında, insanlarda politik bağlamda kitle hareketlerinin de sembolik dille değil, daha derin, hayvanlardaki “içgüdüye” benzer bir şekilde, veri, sinyal ve kodlarda belirlendiğini biliyoruz. Bugün, Avrupa’da Hitler faşizmi gibi bir tecrübeden sonra artık, kitle ya da çoğunluğun tercih ve hareketlerinde en belirleyici unsurun birçok teori ve araştırmaya dayanarak arzu olduğunu biliyoruz. Wilhelm Reich Alman faşizmi için "kitleler aldatılmadılar, faşizmi arzuladılar" diyordu. Bir totaliter rejim olan faşizmin temelinde, iyinin ve kötünün ötesinde, iktisadi kaygılar yatar fakat daha sonra üretim, tüketim, finans, paylaşımın kanallarında yeniden üretim arzusunun tek bir ideoloji olarak kristalleşip propagandanın da gücüyle hâkim norm olması, faşizmi kendisi yapar. Arzu da doğrudan üretim ve yeniden üretim biçimiyle ilgilidir. Toplumlar, şok durumlarında kısa bir durgunluktan sonra duydukları kaygıyla üretime ve yeniden üretime yönelirler, böylece aynı anda üretim ve yeniden üretim de hemen sonra onlarda arzunun kendi olur.  Arzunun kodları ise sembolik kodlarından çok daha derinde ve karmaşıktır. Gilles Deleuze'ün ifade ettiği gibi her üretim, bir yeniden üretimdir, her yeniden üretim cinseldir ve arzu ile gerçekleşir. İster elektronik ister hormonsal ya da kimyasal olsun her sinyal, veri ya da kod aktarımı cinseldir, arzuyla ilişkilidir, üretim biçimine içkin olarak iktisadidir, nedenleri ve sonuçlarıyla politik yapılar yaratır.

Arıların arzuları baldır, arıların üretim biçimleri, arıların artı değeri baldır, toplum formları tam bir kimyasal ya da hormonsal totalitarizmdir. Çünkü iletişim tarzları feromon denen bir hormonun sinyallerine dayanır. Arı işletim sistemi sinyali alır, taşıdığı programda kodu okur ve cevap olarak yapması gerekeni yapar. Serdar Kaynak, Çoğunluk Kaygısı sergisinde, arıların bu toplumsal ve politik durumlarıyla kurduğu analojide, totaliter yönetim mekanizmasının aslında ne kadar insan olma durumuna aykırı bir tutum olduğunu açık bir şekilde göstermek istiyor. Hem iletişimimizin merkezi konuşma dilimizin boşluklar taşıyor ve asla mesajı mükemmel aktaramıyor oluşu hem de yeniden üretimin merkezinde yer alan arzunun feromonda olduğu gibi bir kimyasal formülünün olmayıp, bir tür belirsizlikten besleniyor oluşu bizim totalitarizmin "mükemmel" mekanizmasına uygun olmayışımız sonucunu doğuruyor. Serdar Kaynak, işlerinde kurduğu ekosistemlerinde arıların toplumsal düzenindeki mükemmel işleyişinin sadece arılara ait olduğunu, söz konusu insan olduğunda ise; çöküşlerin, karışıklıkların, yıkımların ve göçlerin kaçınılmaz olduğunu gösteriyor. İnsan bedeni formundan arı formuna, arı formundan insan bedeni formuna geçişler bir taraftan totalitarizmi arzulayan kitledeki bireyin prototipini yansıtırken, diğer taraftan gelişen teknolojinin otomatikleştirdiği toplumda bu prototiplere gittikçe daha da yaklaşmakta olduğumuzu ifade ediyor.

 Sergide, arıların politik yaşamlarının, Kabullenmek isimdeki eserde kozalarda başlayıp Çoğunluk Arzusu eserinde arzunun yavaş yavaş kristalleşmeye başladığı ama yine de masum bir baharı andıran bir ekosistemden sonra İstila isimli eserde aşırılıkların kitche göndermede bulanan bir estetikle hükümran olmaya başladığı ekosisteme geçer. Bu dizginin sonunda da artık Yaşanmaz Olan Topraklar ve Göç vardır.  Diğer taraftan, Serdar Kaynak, totalitarizmin kapalı yapısını Hücre isimli eserde yansıtır daha sonra bu yapıya Gizli Dünyalar üçlemesinde alternatifler sunar. Yine Azınlıklar eserinde bir birinden kopuk parçalar arasında doğru bağlantılar kurulduğunda alternatif güç dengelerinin yaratılabileceğinin mümkün olduğu vurgular.  İstenmeyen isimli eser aslında insanın mevcut doğasına aykırı olmasından kaynaklı her seferinde yıkılmaya mahkûm totaliter rejimde, yıkımdan sonra terk edilmiş hükümdarın imgesini yansıtır. Seride son olarak Kozalar eseri geleceğe, geleceğin teknolojiyle yeniden biçimlenen insanına her şeye rağmen umutla bakmayı tavsiye eder.

Serdar Kaynak’ın sergideki nerdeyse tüm eserleri organik malzemelerle oluştururken bununla birlikte aynı zamanda, konuya içkinlik bağlamında iktidar ilişkisinin köküne götüren bir şekilde, her birinde onlara kimliklerini verecek kimyasal tepkimeler kullanması ayrıca dikkat çeken bir unsur. Eserlerin kimliğine yansıyan bu durum konuya içkinlik bağlamında görsel estetikle eserlerin tümünde ve sergi genelinde bir bütünlük oluşturuyor.  

Son olarak sergi isminin Çoğunluk Arzusu yerine Çoğunluk Kaygısı seçilmiş olması çoğunluğun kaygı duyma durumunu değil, gelişen teknoloji sonuçlarının doğurabileceği totaliter bir gelecekle yüzleşirken kaygı duymamız gerektiğini vurguluyor.

 

Selman AKIL

Makale